Saldırganlık öğreniliyor mu?

Öfke, saldırganlık ve şiddet, sosyal psikoloji, toplumbilim ve siyaset bilim gibi pek çok bilim dalının araştırma konularından biri aslında. Diğer tüm insan davranışlarında olduğu gibi, in­sanlardaki saldırganlık ve bunun şid­dete dönüşmesi eğilimi de, kişinin psi­kolojik ve toplumsal gelişiminin, nöro­lojik ve hormonal yapısının etkileşimiyle ortaya çıkıyor. Psikologlar, uzun yıllar boyunca insanlardaki sal­dırganlık eğilimlerinin kökenini bul­maya çalışmışlar. Şiddeti psikolojik ve toplumsal etkenler açısından açıkla­maya çalışan araştırmaların bazıları, gelişim sürecindeki deneyimlerin in­sanların şiddete yönelme davranışları­na etkisini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Daha çok Kanadalı psikolog Albert Bandura'nın görüşlerini temel alan sosyal öğrenme kuramına göre, ço­cuklar, belli durumlarda nasıl davran­maları gerektiğini, başka insanların davranışını gözlemleyerek öğrenirler. Bandura'ya göre insan gelişimi, do­ğuştan gelen özelliklerin, kişinin dav­ranışlarının ve çevrenin etkisinin kar­maşık etkileşimleri sonucu gerçekle­şir. Saldırgan davranışların pekişme­sinde en önemli etken de, çevredeki modellerin davranışlarının gözlenme­sidir.

Çocuklar, anne babalarının, so­runları çözerken başvurdukları saldır­gan davranışları öğrenerek bunları be­nimserler. Örneğin, babasının sık sık annesine şiddet uyguladığına tanık olan bir çocuğun, ileride eşine ya da çocuğuna zarar veren bir yetişkin ol­ma olasılığı yüksek. Bandura ve arka­daşlarının bu konudaki ünlü makalesi yayımlandıktan sonra, izlenen saldır­ganlıkla saldırgan davranışlar arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan birçok araştırma yapıldı. Bugün bu araştırmaların geneline baka­rak, çocukların şiddet içeren olay­ları ya da görüntüleri izlemeleri­nin, ileride bu davranışları ger­çekleştirme olasılığını artırdığını söyleyebiliyoruz. 1980'li yıllarda araştırmacılar,  televizyon programlarındaki şiddetin insanları nasıl etkilediğini incelemeye yö­neldiler. Bu araştırmaların sonuç­larına göre şiddet içeren televizyon programlarının etkisi iki yolla oluşabiliyor. Birincisinde, şiddet içe­ren programların çokluğu, insanlarda şiddete karşı bir duyarsızlık gelişme­sine neden oluyor. İkincisindeyse şiddetin sorunları çözmek ve amaca ulaşmak için kabul gören bir yol ol­duğu düşüncesi uyanıyor, günlük ya­şamda saldırgan davranışlar serbest bırakılıyor. 1994 yılında yapılan bir araştırmadaysa, evde anne babadan biriyle sürekli çatışma halinde olan çocukların, dışarıda öteki çocuklara göre daha saldırgan davranışlar sergi­ledikleri görülmüş.

Bandura'nın araştırmalarının gös­terdiği bir başka önemli gerçek de, saldırganlığın olduğu kadar, saldırgan olmamanın da öğrenilebilir bir davra­nış örüntüsü olduğu. Bundan yola çı­kan başka araştırmacılar, çocukların hem "yararlı" programların olumlu mesajlarından etkilendiklerini hem de bu programlarda geçen "kötü" davra­nışları (kötüler cezalandırılsa bile) öğrenebildiklerini gösterdiler. Örne­ğin çocukların izlediği çizgi film­lerde iyi kahramanların davranışla­rının övülerek kötü kahramanların yerilmesi, çocukların iyi kahraman­ların davranışlarını örnek alacakla­rı anlamına gelmiyor. Çocuklar, kötü kahramanların davranışlarını da örnek alabiliyorlar. Araştırmacı­lar, çocuklarının "kötü" davranışla­rını cezalandırmak isteyen anne babaların da aslında bu davranışla­rı pekiştirmekten öteye gidemedikleri­ni göstermişler. Buna göre, övülen "iyi" davranışlar çocuklar tarafından nasıl öğreniliyorsa, cezalandırılan "kö­tü" davranışlar da öğrenilebiliyor. Bu­rada önemli olan, davranışın altının çi­zilmesi.

Sosyal öğrenme kuramı, saldırgan­lık konusunda cinsiyetler arasındaki farklılıklara da değiniyor. Araştırma­larda, bebeklikten erken çocukluk dö­nemine kadar, saldırganlık konusun­da bir cinsiyet farkına rastlanmamış.

Ancak, erkek çocukların biraz büyü­meye başladıktan sonra daha saldır­gan, işbölümüne kapalı oldukları, kız çocuklarınsa toplumsal ve bilişsel açı­dan daha gelişmiş oldukları görülmüş. Erken yaşlarda bu konuda cinsiyet farkının görülmemesi, ileri yaşlardaki davranış farklılıkların kökeninin biyolojik ol­madığı, bu davranışla­rın öğrenildiği savını destekliyor. Başka bir araştırmadaysa, saldır­ganlık konusunda cinsi­yetler arasında görülen farkın, saldırganlığın dozu değil, dışa vu­ruluş biçiminde ol­duğu görülmüş. Kendilerine göste­rilen davranış modellerine bağlı olarak, erkek çocuk­lar saldır­gan­lıklarını fiziksel ve sözel olarak, kız çocuklarsa ilişkilerin­de geçimsizlik biçiminde sergiliyorlar. Sosyal öğrenme kuramı, son 40 yıl­dır bilimsel araştırmalarla destekle­nen, değişime açık ve bu açıdan da güçlü bir kuram. Bu kuram temel alı­nacak olursa, bir toplumda televizyon programlarının, bilgisayar oyunları­nın, ya da çocukların davranış biçimle­rini öğrenebilecekleri diğer kaynakla­rın içeriğinin hassaslıkla denetlenmesi gerekiyor.



1


Article Düzenle

Yorum Ekle

Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük