Müze Gezilerinin Diğer Gezilerden Farkı

Eğitim-öğretimde esas olan, elden geldiğince fazla duyu organını harekete geçirmek, onları aktif hale getirmektir. Dersler ve konular bir yaşantı haline getirilirse, silinmez bir biçimde algılanıp öğrenilir, iyice özümsenir (Kavcar, 2002). Bu nedenle çocuklarımız okullarıyla ya da siz anne babalarıyla birçok geziye katılır. Bunlar piknik, hayvanat bahçesi ya da bir sirk olabilir. Şüphesiz ki her gezi onlar için yeni dünyaların keşfidir. Doğayı, hayvanları gözlemlemek,   incelemek   çocukların öğrenmelerine olumlu yansır. Ancak bir müze gezisi, çocuklarımıza diğer gezilerden daha farklı bir dünya sunar. Bu dünya geçmişte yaşanmış,  ama bugün müzelerde sunulan nesnelerden, yapıtlardan izleyebileceğimiz bir dünyadır. Yani tarih diye adlandırdığımız dünyadır.

Müze gezileri,

  • Çocuklarımızın tarih bilinci edinmelerine yardımcı olur.
  • Çocuklarımıza bilgilerini geliştirme yollarını öğretir. Bu bilgileri kitap bilgileriyle karşılaştırma alışkanlığı kazandırır.
  • Çocuklara kitaplarda okudukları tarihsel dönemlerde kullanılan yaşam nesnelerinin gerçeklerini görme olanağı verir.
  • Çocukların tarihsel olaylar ve o dönemin yaşam nesneleri arasında ilişki kurmaya yönlendirir.
  • Bu nesnelerin günümüzdeki nesnelerden farklılıklarını ve benzerliklerini, düşüncelerinde karşılaştırmalarını sağlar.
  • Çocuklarımızda  gözlem,  mantık,  yaratıcılık, hayal gücü ve beğeni duygusunun oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunur.
  • Gelişimin ve değişimin kaçınılmaz olduğunu gösterir.
  • Olayları bütün boyutlarıyla düşünmeyi, değerlendirmeyi (çok boyutlu düşünmeyi) öğretir. (Abacı, 1996).

"İlle müzeye gitmek mi gerekir? Okul eğitiminin yanı sıra kitaplardan ve televizyon programlarından öğrenmek, bizi zaman kaybından ve birçok zahmetten kurtarmaz mı?" diye de düşünebiliriz.

Televizyonda sürekli değişen bir görüntü akışı vardır. Her çocuğun yaşma ve ilgi alanlarına göre, gördüklerini özümseme süresi aynı olamaz. Üstelik televizyon programlarında sınırlı yaş grubuna seslenen bir program hazırlansa bile, o yaştaki bütün çocukların ilgi alanlarının aynı olduğu varsayılır ve programın içeriği bu varsayıma göre yapılır.

Kitaplardan yararlanma, bu bakımdan daha avantajlı gibi görünüyor. Kitaplarda hiç değişmeyen görüntü, çocukların kendilerine uygun sürede algılamalarına yardımcı olabiliyor. İstendiğinde de, tekrar tekrar geri dönülebiliyor (Abacı, 2003). Ancak her ikisinde de, çocuklarımız pasif öğrenme içindedir. Tabi ki bundan "Kitap okumayalım, televizyon izlemeyelim, yalnızca müzeleri gezelim." gibi bir sonuca varmamalıyız. Yaşantımızdaki değişik edinimler nasıl ki bizlerde değişik yorum ve ifade biçimleri oluşturuyorsa; kitaplar, televizyon programları ve müze gezileri de çocuklarımızın belleklerinde öznel bir bütünlüğe ulaşırlar. Burada üzerinde durulması gereken nokta, çocuklara rutin eğitimlerinin dışında farklı bir öğrenme ortamı sunabilmektir. İşte bu nedenle 'Müzeler bilişsel öğrenmenin yanı sıra duyuşsal ve yaşantısal öğrenmenin de sağlanacağı ortamlardır.

Yard.Doç.Dr. Oya Abacı



1


Article Düzenle

Yorum Ekle

Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük