
Müzik, kendini ifade etme becerisini, yaratıcılık zevkini ve estetik duygusunu geliştirir; ses ve dil gelişimi ile bilişsel gelişim ve soyut düşünmeye katkıda bulunur.
Çocukta müzik yeteneği doğuştan başlar. Doğumundan itibaren ses uyarıcısına tepki verir. Anne ve babasının ayak seslerini tanır. Ağlamalarla ve ses tonunu yükseltip alçaltarak mutluluğunu ve mutsuzluğunu ifade eder.
Bazı araştırmacılara göre; çocukların şarkı ve mırıldanmalarını dinleyerek, orjinal dans ve oyunlara uyma çabalarını izleyerek, müziğe karşı doğuştan duyarlı olduklarını gözleyebiliriz. Bu doğal yetenek evrenseldir ve her toplumun üyesi olan çocukta doğuştan vardır.
Özetle bebekler, sesleri algılamada ve müzikal bir uyarana dikkat göstermede, şaşırtıcı bir şekilde yetişkinlerinkine benzer yeteneklere sahiptir. 3-6 ay arası bebekler, müziğin geldiği kaynağa doğru dönmeye ve bundan aldığı hazzı göstermeye başlar.
1 yaş çocuğu, hareketli bir müziğe, elleri ve sesiyle katılmaya çalışır. Aynı müzik parçası tekrarlandığında, tanıyıp aynı hareketleri yapmayı ve aynı sesleri çıkarmayı öğrenir. Yani birinci yılda belirgin gelişme, müziği seslendirmedir.
2 yaş çocuğu müzik dinlemeyi sever ve hareketlerini müzikte var olan ritme uydurmaya çalışır.
3, 4, 5 yaşlarında çocukların, spontan hareketlerle tepki vermekten çok müziği, oturarak dinleme eğiliminde oldukları görülmektedir. Bu özellik, okulöncesi çocuğuna dinleme ve sessiz kalma alışkanlığını da kazandırır. Çocukların, müziğe ve sesleri tepkileri artan bir şekilde içselleştirmeleri bunu yaratıcı oyun ve arkadaşlarıyla sosyal ilişki kurma (örneğin dans etme) şeklinde, geniş bir anlamda kullanmalarıyla okulöncesi dönemde müzik etkinliği zenginlik kazanır.
Okulöncesi dönem çocuğu için müzik kendini ifade etme aracı olmanın ötesinde, sosyal gelişimi için de önemli bir etkinliktir. Çünkü çocuk, müzik eşliğinde arkadaşlarıyla daha kalıcı bir iletişim kurabilmektedir.