
Aile içi ilişkilerde ebeveynler, çocuklarla olan iletişimlerinde çocukların kendilerini açık ve güvenli bir biçimde ifade etmelerini engelleyen bir tutum sergileyebilirler. Bu tür yaklaşımlar, çocuklarda bir direnç ve beraberinde savunucu bir tutum oluşturabilir.
Emir vermek, yönlendirmek
Çocuktan bir şey yapması istendiğinde bunu emir vererek söylemektir.
"Başka anne babaların ne yaptıkları umurumda bile değil, baçeyle sen uğraşacaksın!" "Benimle böyle konuşma!" "Şimdi oraya git!"
"Yakınmayı bırak!"
Bu iletiler çocuğa duygularının ya da gereksinimlerinin önemli olmadığını düşündürür. Çocuk, anne babanın gereksinimlerine uyması gerektiğini düşünür, anne babası da buna inanır. ("Senin ne yapmak istediğin beni hiç ilgilendirmez. Hemen eve gel!")
Bu tarz ifadeler çocuğa o anki durumuyla kabullenilmediğini iletilir. ("Kıpırdanıp durma!")
Anne babanın gücü korku yaratır. Çocuk kendinden büyük ve güçlü biri tarafından incitileceği tehdidini hisseder. ("Odana git. Gitmezsen, göndermesini bilirim!")
Bu tavırlar çocuğu kırar ve kızdırır. Düşmanca duygularını açıklamasına, olay çıkarmasına, kavga etmesine, karşı koymasına, anne babanın söylediklerini test etmesine sebep olur.
Anne babanın çocuğun kararlarına ve yeteneğine güvenmediğini düşündürür. ("O tabağa dokunma! Küçük kardeşinden uzak dur!")
Uyarmak, gözdağı vermek
Bazı ebeveynler çocuklarına, çocuk istenmeyen bir şey yaptığı zaman neler olacağını gözdağı vererek söylerler. "Onu yaparsan, pişman olursun!" "Bir kelime daha söylersen seni dışarı atarım!" "Kendi iyiliğini düşünüyorsan bunu yapmazsın!" Bu iletiler çocuğu korkak ve uysal yapabilir. ("Bunu yaparsan pişman olursun!")
Emir vermek ve yönlendirmek gibi, gözdağı vermek de düşmanlık ve küskünlük oluşturabilir. ("Derhal yat; yoksa tokadı yiyeceksin!")
Anne babanın, çocuğun istek ve ihtiyaçlarına saygısı olmadığını gösterir. ("O elindekini bırakmazsan çok kızacağım!")
Bu iletiler aynı zamanda çocuğu anne babasının gözdağlarını test etmeye iter. Çocuklar bazen anne babasının yapacağını söylediği şeylerin olup olmayacağını görmek için, tüm uyarılara karşın o şeyi yapma isteği duyarlar.
Ahlak dersi vermek
Çocuğa yapması gerekenleri söylemektir.
"Böyle davranmamalısın. Büyüklerine karşı her zaman saygılı olmalısın."
Bu iletiler çocuğa otoritenin, görevin ve zorunluluğun gücünü yükler. Çocuklar bu "-meli, -malı" ifadelerine karşı koyarak tepki verirler.
Bu ifadeler çocuğa anne babasının çocuğun yargılarına güvenmediğini düşündürür. Çocukta suçluluk duygusu uyandırabilir. ("Böyle düşünmemelisin... Kardeşini kıskanmamalısın...")
Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek
Çocuğa öneriler vererek sorunu nasıl çözeceğini söylemektir.
"Üniversite konusunda karar vermeden önce birkaç yıl bekle."
"Bu konuda öğretmeninle konuşmanı öneririm."
"Git, başka çocuklarla arkadaşlık et."
Bu tür iletiler, çocuğa anne babasının kendi çözümlerini bulma becerisine güveni olmadığının kanıtı gibi gelir. Çocuğu düşünmeye değil anne babaya bağımlı olmaya doğru etkileyebilir. ("Baba ne yapmalıyım?")
Kendisine sürekli böyle yaklaşılan çocuk bazen anne babasının önerilerine çok kızar. ("Bana ne yapacağımı söylemeyin, bırakın
ben kendim düşüneyim.")
Öneriler çocuğa bazen büyüğün üstünlük tavrını iletir. ("Annen ve ben en iyisini biliriz.")
Bu tarz bir yaklaşım çocuğa aşağılık duygusu yaşatabilir. ("Bunu ben neden düşünemedim, sen her zaman yapılacak şeyin en
iyisini bilirsin.")
Öğüt çocuğa anne babasının kendisini hiç anlamadığını hissettirebilir. ("Gerçekten ne hissettiğimi bilsen bunu önermezsin.")
Bazen de çocuğun tüm zamanını kendi düşüncesini geliştirmesini engelleyen anne babasına karşı koymakla geçirmesine neden olur.
Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek
Çocuğu gerçeklerle, bilgi, mantık ve görüşlerle etkilemeye çalışmaktır. . "Üniversite senin için çok yararlı olabilir." "Çocuklar birbirleriyle nasıl geçineceklerini öğrenmeli." "Üniversite bitirenlerin durumlarına bir bakalım." "Çocuklar küçükken sorumluluk almayı öğrenirlerse, büyüyünce de sorumlu yetişkinler olurlar." "Buna şu açıdan bak: Benim evde senin yardımına gereksinmem var." "Ben senin yaşındayken, iki mislini yapardım."
Birine bir şey öğretmeye çalışmak, o kişide onu küçük gördüğümüz, yetersiz bulduğumuz duygusu uyandırır. ("Her zaman her şeyi bildiğini sanıyorsun.")
Mantıklı düşünceler önermek çocuğu savunmaya iter ve kızdırır. ("Onu bilmediğimi mi sanıyorsun?") Çocuklar da yetişkinler gibi yanıldıklarının söylenmesinden pek hoşlanmazlar. Bunun için düşüncelerini sonuna kadar savunurlar. ("Sen yanılıyorsun, ben haklıyım. Beni inandıramazsın.") Çocuklar anne babalarından nutuk dinlemeyi sevmezler. ("Konuşuyorlar, konuşuyorlar ve ben onları dinlemek zorunda kalıyorum.")
Çocuklar bu etkileri azaltmak için hoş olmayan yöntemlere başvururlar. ("Olup biteni anlamayacak kadar yaşlısın. Senin düşüncelerinin modası geçti.")
Çocuklar anne babalarının kendilerine bir şeyler öğretmekte ısrarlı olduğunu bilirler. Bilgisizliklerinin ima edilmesinden de hiç hoşlanmazlar. ("Ben onları biliyorum, anlatmana gerek yok.") Bazen de onları hiç umursamazlar. ("Olmuşsa olmuş, bana ne!")
Yargılamak, eleştirmek, suçlamak
Çocuğu değerlendirmek ve olumsuz yargılamaktır. "Doğru düşünmüyorsun." "Bu deneyimsiz birinin görüşü." "Bu konuda çok yanılıyorsun." Bu iletiler çocuklara belki de ötekilerden daha çok kendilerini yetersiz, küçülmüş, aptal, değersiz ve kötü hissettirir. Çocuğun benlik kavramı, anne babasının yargı ve değerlendirmesi ile şekillenir. Anne baba çocuğu yargılarken çocuk da kendini yargılar. ("Bana aptal olduğumu o kadar çok söylediler ki ben de kendimi aptal gibi hissetmeye başladım.") Olumsuz eleştiri karşı eleştiriyi getirir. ("Senin de aynı şeyi yaptığını gördüm.")
Değerlendirilmek çocuğun duygularını saklamasına ve pek çok şeyi anne babasından gizlemesine neden olur. ("Ona söylersem eleştirir.") Çocuklar da yetişkinler gibi yargılanmaktan hoşlanmazlar. Benlik imajlarını korumak için savunmaya geçerler. Anne babanın yargısı doğru olsa bile onlara kızarlar ve sevgileri azalır. Sık sık yapılan değerlendirme ve eleştiri çocuklarda sevilmedikleri duygusunu uyandırır.
Övmek, aynı düşüncede olmak
Olumlu bir değerlendirme ile çocuğun düşüncesini paylaşmaktır. "Çok güzelsin.""İyi şeyler yapacak yeteneğin var." "Haklı olduğunu düşünüyorum." "Sana katılıyorum." Övgünün çocuklara çok yararlı olduğu inanışının tersine çok olumsuz etkileri de vardır.
Çocuğun benlik imajına uymayan olumlu değerlendirme düşmanlık yaratır. ("Hayır, güzel değilim işte! Çirkinim, saçlarımdan nefret ediyorum. Bugün hiç de iyi bir oyun çıkaramadım, dökülüyorum.")
Çocuklar anne babalarının kendilerini olumlu yargılamalarından, başka bir zaman olumsuz yargılayabilecekleri sonucunu çıkarırlar. Övgünün çok kullanıldığı evlerde çocuk övgüsüzlüğü eleştiri olarak da algılayabilir. ("Saçımın iyi olduğunu söylemediğine göre demek ki beğenmedin.") Çocuk övgünün kendisini idare etmek için kullanıldığını hisseder. Övgüyü anne babasının isteklerini yaptırmak için kullandıkları çok kurnazca bir yol olarak görür. ("Daha çok çalışmam için böyle söylüyorsun.")
Anne babalarının övgüleri, çocuklara anlaşılmadıklarını düşündürür. ("Kendimi nasıl hissettiğimi bilsen böyle söylemezdin.") Çocuklar özellikle arkadaşlarının yanında övülürken utanır ve rahatsız olurlar. ("Ama baba, yapma!") Çok övülen çocuklar övgüye bağımlı olurlar ve sürekli övülmeyi isteyebilirler. ("Odamı temizlediğim için niçin bir şey söylemedin? Nasıl görünüyorum?")
Ad takmak, alay etmek
Bu şekilde bir davranışa maruz kalmak çocuğu utandırır, kendisi¬ni kötü hissetmesine yol açar. "Sen şımarık bir veletsin."
"Hey, buraya bak, sivri zekâlı." "Vahşi bir hayvan gibisin." "Tamam, bebecik."
Bu tür iletilerin çocukların benlik imajı üzerinde yıkıcı etkisi olabilir. Onlara kötü, değersiz olduklarını ve sevilmediklerini hissettirebilir.
Çocukların bu tür iletilere en sık verdikleri tepki karşılık vermektir. ("Bana tembel diyene bakın.") Çocuk kendini etkilemeye çalışan anne babasının bu tür iletisini alınca onların isteğine uyup hemen değişmez. Tersine tüm dikkatini haksız iletisine yönlendirip kendini haklı çıkarmaya çalışabilir. ("Bu etekle hiç de çirkin görünmüyorum, söylediğin çok gülünç.")
Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak
Çocuğun davranışının nedenlerini anlatmak, ona konulan tanıyı iletmektir. Bu tür iletiler çocuğa anne babasının onun neden böyle davrandığını ve amacının ne olduğunu bildiğini iletir. Anne babanın bu amatör psikanalizciliği çocuk için engelleyici ve gözdağı verici olabilir."Sen onu kıskanıyorsun." "Sen bunu, beni kızdırmak için söylüyorsun." "Okulda durumun iyi olmadığı için böyle düşünüyorsun."
Anne babanın yorum ve analizi doğru olursa, çocuk kendini her şeyiyle ortada çıplak hissedebilir. ("Çok sıkılgan olduğun için karşı cinsle arkadaşlık yapamıyorsun. Dikkat çekmek için böyle yapıyorsun.") Anne babanın analizleri veya yorumları yanlış olursa -ki çocuklar söz konusu olunca çoğunlukla böyledir- çocuk haksız olarak suçlanmaktan kızgınlık duyar. ("Hayır, kıskanç değilim.")
Çocuklarını sık sık analiz eden anne babalar onlara kendilerinin daha akıllı ve üstün oldukları iletisini verirler. ("Çok şey bildiğini sanıyorsun.") "Nedenini biliyorum", "Senin içini okuyorum" gibi iletiler çocuğun anne babasıyla olan iletişimini keser. Çocuğu sorunlarını onlarla paylaşmaktan alıkoyar.
Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak
Çocuğun duygularındaki yoğunluğu göz ardı ederek onları unutmasına ve kendisini daha iyi hissetmesine çalışmaktır. "Yarın kendini daha iyi hissedeceksin." "Tüm çocuklar arada böyle olur."
"Üzülme, her şey düzelir." "Yeteneklisin, başarılı bir öğrenci olabilirsin." "Ben de senin gibi düşünürdüm." "Sen arkadaşlarınla hep iyi geçinirsin."
Bu iletiler anne babaların sandığı gibi yararlı değildir. Çocuğa canı bir şeye sıkılmışken güven vermeye çalışarak onu anlamadığınızı göstermiş olursunuz. ("Ne kadar korktuğumu bilsen bunu söylemezsin.") Anne babalar çocuklarının morallerinin bozuk olmasından rahatsız oldukları için onları avuturlar. Böyle iletiler çocuğa o duygularından kurtulmasını istediğinizi söyler. ("Canını sıkma, her şey düzelir.") Çocuklar anne babalarının güven vermelerini kendilerini değiştirmek olarak algılar ve onlara güvenmezler. ("Kendimi daha iyi hissetmem için böyle söylüyorsun.") Desteklemek ya da duygularını paylaşmak iletişimi engeller. Çocuğa yaşadığı duyguları hissetmesini istemediğinizi iletir.
Soru sormak, sınamak, çapraz sorgulamak
Çocuğa yaklaşırken nedenler bulmaya çalışarak, sorunu çözmeye yardım etmektir.
"Ne zaman böyle hissetmeye başladın?" "Neden okuldan nefret ediyorsun?" "Arkadaşların seninle oynamak istemediklerini söylediler mi?" "Kaç arkadaşınla işleri hakkında konuştun?" "Bu fikri senin aklına kim soktu?" "Üniversiteye gitmezsen ne yaparsın?"
Sorular sormak, çocuğa güveninizin olmadığını iletir. ("Ellerini sana gösterdiğim gibi yıkadın mı?") Çocuklar bazı sorularla kendilerini anne babalarından koparılmış gibi hissederler. ("Ne kadar çalıştın, bir saat mi? Bu kadar çalışmayla sınavdan iyi not alabileceğini mi sanıyorsun?") Çocuklar anne babalarının kendilerini neden zorladıklarını anlamadıklarında, bu soruları gözdağı olarak algılarlar. Bu nedenle soruyla karşılık verirler. ("Niye soruyorsun, öğrenip ne yapacaksın?")
Sizinle sorununu paylaşan bir çocuğa soru sorarsanız, sorununu kendisi yerine çözmek için bilgi topladığınızdan kuşkulanabilir. ("Ne zaman bunları hissetmeye başladın? Okulla bir ilgisi var mı? Okul nasıl?") Çocuklar sorunlarını anne babalarının çözmesini istemezler. ("Annemlere söylersem bana ne yapman gerektiğini söylerler.") Sizinle sorununu paylaşan kişiye sorduğunuz her soru o kişinin anlatmak istediklerini sınırlar. Bir kişiye, "Ne zaman bu duygunuzun farkına vardınız?" diye sorduğunuzda, yalnızca duygularından söz etmesini ve başka bir şey anlatmamasını söylemiş olursunuz. Bu nedenle soru sormak ve sorgulama, iletişimi kolaylaştıracak bir yöntem değildir. Sorgulama, sorgulananın konuşma özgürlüğünü kısıtlar.
Sözünden dönmek, oyalamak, şakacı davranmak
Çocuğu sorundan uzaklaştırmaya çalışmaktır. "Unut gitsin." "Bu konuyu yemekte konuşmayalım." "Haydi, gel, daha güzel şeylerden konuşalım." "Basketbol nasıl gidiyor?" "Okulu dinamitlemeye ne dersin?" "Bütün bunları biz de yaşadık."
Böyle iletiler çocuğa onunla ilgilenemediğinizi, ona saygı duymadığınızı ya da onu reddettiğinizi iletir. Çocuklar bir şeyi konuştuklarında çok ciddi olurlar. Alay ederek tepki verirseniz incinirler. Çocuklara duygularını o sorunlu an için unutturmaya çalışmak başarı gibi görülebilir. Ancak, sorun yeniden ortaya çıkar, çünkü duygular her zaman yok olmaz. Ertelenen sorunlar da çözülmeden kalmış olur. Çocuklar da yetişkinler gibi duyulmak ve anlaşılmak isterler. Anne babaları onları bir kenara iterlerse, onlar da sorunlarını başkalarına götürmeyi çok geçmeden öğreneceklerdir.
Fatih Kılıçaslan- Sosyal Hizmet Uzmanı
Çocuğumu Nasıl Eğitmeliyim