
Radyo ve televizyon çağında, eğitime yardımcı bir araç olarak müzikten söz edilmesi bazı kimseler için oldukça şaşırtıcıdır. Müziğin ve ritmin bir insan üzerinde ne denli güçlü etkisi olduğunu her şeyden önce ilkel insanlarda görürüz. İlkel insanlar, sevinçlerini, hayranlıklarını, yaşama isteklerini, hatta acılarını, üzüntülerini ve korkularını ritmik danslarla, şarkı söyleyip davul gibi şeyler çalmakla ifade ederlerdi. Müzik, ilkel insanların bir güç kaynağı olurdu. Üzüntülü ve kederli zamanlarında müzik onlar için bir teselli kaynağıydı. Doğum, evlenme ve ölüm gibi törenlere daima müzik eşlik ederdi.
Çocuk henüz minicik bir bebekken bile, müzik ve ritimden anlar. Anne, çocuğun müzikten anladığını, çocuğu kucağına alıp hafif bir sesle ninni söylediği zaman fark eder. Annelerin edindiği bu tecrübelerden de ninniler doğmuştur. Ninniler, ton ve ritim yönünden çok basittir ve huzursuz bebeklerde her zaman yatıştırıcı bir etki gösterir. Birkaç hafta sonra bebek, gündüzleri uyanık olduğu zamanlarda da müzik dinlemekten hoşlanır. Bunun için sayısız çocuk şarkıları, çocuklar ve bebekler için hazırlanmış klasik müzik kayıtları vardır. Bütün bu şarkı ve melodiler çok basittir ve kolayca öğrenilebilir. Çocuklar genellikle, neşeli bir şey anlatan ve ritim yönünden çocuğun hareket etme isteğine uyan oyun ve dans şarkılarından hoşlanırlar.
El ve ayaklarla müziğin ritmine uygun hareketler yapmak, el çırpmak, sıçramak ya da elini bir yere vurarak tempo tutmak, şarkıyı gerçek bir oyun biçimine sokar. Küçük çocuk, önceleri bilinçsiz, sonraları bilinçli olarak şarkıya katılabilir, ya da hareketlerini şarkının ritmine uydurabilir.