
Otizm yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapmayla belirli, nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Nadir görülmesine karşın bireyin ve ailenin bütün yaşamını etkilemektedir. İnsanların gördüklerini tam olarak anlamaktan, duyduklarını ve diğer tüm hislerini kullanmaktan alıkoyan bir engeldir. Beynin normal gelişmesi sırasında mantığı, sosyal ilişkiyi ve iletişim yeteneğini etkiler. (Aktaran, Ersöz Ünal 2006:15)
Otistik bozukluk ileri düzeyde gelişimsel yetersizlikle karşımıza çıkan bir bozukluktur. Otizm, kişinin dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine özgü iç dünyasında yaşıyor olması durumudur.
Otistik bozuklukları olan küçük çocukların çoğu huzursuzdur ve amaçsızca dolaşıp dururlar. Büyük çoğunluğu gerçek anlamda aşırı hareketli değildir; akranlarının çoğundan daha fazla hareketliymiş gibi görünmelerinin nedeni, dikkat sürelerinin kısa olması ve eylemlerinin sonuçlarının, yetişkin bakış açısıyla kabul görmemesidir. Bu çocuklar ya amaçsızdır ve ara sıra da müdahalecidir ya da başka hiçbir şeyi ve hiç kimseyi umursamadan kendi yineleyici düzenlerine yoğunlaşırlar. Her gün için yapılandırılmış bir program desenlenir ve daha yapıcı etkinlikler teşvik edilirse, huzursuz etkinlikler azaltılabilir. (Wing 2005:124)