İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü
Normal Doğum Yapın!
Beni Üzersen Annen Olmam
Bu Fotoğraflar Çok Çılgın
Zeka Sütten Değil, Anneden
Doğum Sonrası Kilolar
Burcunuzun Renkleri
Anne-Babama Mektup
Bebeğinizin Beden Ölçüleri
Çocuklarda Şımarıklık



 
 
 
 

Otizmli çocuklarımız

Otizmli çocuklar Yaygın Gelişimsel Bozukluğunun bir alt grubudur. Yaygın Gelişimsel Bozukluk, karmaşık ve ileri düzeyde bir gelişimsel yetersizliktir. Dil, iletişim ve sosyal becerilerde ciddi sorunlar görülür. DSM-IV’de yaygın gelişimsel bozukluk beş alt grup olarak ele alınmaktadır. Otizm Yaygın Gelişimsel Bozukluk içinde en çok yer alan gruptur.
 
Otizm, çeşitli nedenlere bağlı olarak çocukluğun ilk üç yılı içinde iletişim ve sosyal beceri yetersizliği ile sınırlı ilgi, takıntılı ve tekrarlayıcı davranışlarla ortaya çıkan, ileri derecede ve karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmli çocukların en belirgin özellikleri dili öğrenememe, içe kapanma, değişikliğe aşırı tepki, aynılığı devam ettirmede ısrar, tekdüzelikten hoşlanma, soyut kavramları öğrenmede zorlanma, zaman kavramını öğrenememe, konuşmaları algılayamama ve insanlarla ilişkilerinin sınırlı olmasıdır. Kızlara oranla erkeklerde üç kat fazla görülür. Yaygın gelişimsel bozukluk gruplamasında en çok görülen en temel alt gruptur.
 
Yapılan araştırmalarda 2000 çocuktan birinin gerçek otistik olduğu, 500 çocuktan birinin de otizmli davranış gösterdiği sonucuna varılmıştır. Aşırı öğrenme güçlüğü olan ortalama 2 çocuktan birinde bazı otistik özellikler görülebilir. 2000 yılından sonra yapılan bazı araştırmalarda, 150 çocuktan birinin otistik özellikler gösterdiği belirtilmiştir. İngiltere’deki National Autistic Society, 110 çocuktan birinin otizmli olduğunu kabul etmektedir. Bu artışa iki farklı yorum yapılmaktadır: Kimileri bunu çevredeki kimyasal kirliliğe ve beslenme kültürlerinin farklılaşmasına bağlarken, kimileri de bozukluğun daha iyi tanındığını, yani çok hafif otistik özellik gösteren çocukların da orana dahil edildiğini söylemektedir.
 
Otizm, ilk kez Amerikalı psikiyatrist Leo Kanner tarafından 1943 yılında tanımlandı. Kanner, 11 çocukta gördüğü benzer özellikleri belirterek, “Erken Çocukluk Otizmi” adını verdi. Aynı tarihlerde (1944) Avusturyalı psikiyatrist Hans Asperger de bir grup çocukta gördüğü bazı davranışları tanımladı ve bu davranışları “Otistik Psikopati” olarak adlandırdı. Asperger, tanımlamayı savaş yıllarında ve Almanca yazdığı için uluslararası alanda fazla tanınmadı. Daha sonra yapılan araştırmalarda Kanner ile Asperger’in aynı hastalığı belirttikleri ortaya çıktı.

Otizm, önceleri kişilik bozulmasından kaynaklanan çocukluk şizofrenisi veya çocukluk psikozu olarak kabul ediliyordu; fakat sonradan gerçeğin bu olmadığı yani otizmin ruhsal hastalık olmadığı anlaşıldı.
Otizmli çocuk, çevresinde insan yokmuş gibi davranır; çağrıldığında dönüp bakmaz, sorulara cevap vermez. Duyduğu halde duymamış gibi davranır. Anne babasının ilgisini bile reddeder, sevilmekten, kucağa alınmaktan ve okşanmaktan hoşlanmaz. Kalabalık içinde kimse yokmuş gibi hareket eder ve oradakilere bakma ihtiyacı hissetmez; görmezden gelir. İnsanlara nesne gözüyle bakar. Tanımadığı kimselere karşı ilgisiz, sıcak veya korkmuş gibi davranabilir. Genellikle kendini kendisiyle sınırlar. Bir kısmı yaşam boyunca hiç konuşamazken, bir kısmı da konuşmayı geç öğrenir, ama paylaşım ve iletişim amaçlı kullanamaz. Konuşabildiği halde dilsiz gibi davranır. Saatlerce ilgisini çeken bir konuda konuşabilir; ekolali (yankı) konuşma vardır, söylenenleri papağan gibi tekrarlar. Zorunlu olmadıkça başkasıyla konuşmaz, kullandığı kelimeler sınırlı sayıdadır. Konuşması mekaniktir; tonlama ve duygu görülmez. Konuşmanın kurallarını kendi koyar. Göz teması ya yoktur ya da çok azdır, bakışları donuktur. Konuşmalara ve mimiklere pek tepki vermez. Ebeveyne bağlılık fazla yoktur. Aşırı neşe, kızgınlık ve sıkıntı dışında, boş ve duygusuz bir yüz ifadesi vardır, huzursuz görünür. Bir kısmının duyu organları dış çevreye karşı aşırı hassastır. Örneğin, ses, ışık, koku ve tensel uyaranlara karşı aşırı hassastır. Kendine ait bir dünyada yaşıyormuş gibi görünür. Motor becerileri zayıftır ve kaslara dayanan işlerde beceriksizdir. Sınırlı beceri repertuarına karşın, ritüel repertuarı sınırsızdır.
 
Yemek yemeyle ilgili ciddi problemler yaşayan çocuk sayısı oldukça fazladır. Kimi çocuk, yiyecekleri çiğnemeden yutar, kimisi devamlı aynı yiyeceği yemek ister, kimisi de yenilmemesi gereken şeyleri yer; örneğin,  sümük, dışkı, toprak, cam... Kimi çocuğun tat alma duyusu aşırı derecede hassas olduğu için, alıştığı yiyeceklerin çeşidi uzun süre değişmeden aynı kalır, içecek ve yiyeceklerindeki en küçük değişikliği dahi hemen fark ederek olumsuz tepki verir. Buldukları her şeyi yiyen ve doyma hissi olmayan çocuklar da vardır.
 
Otizmli çocukların birçoğunda uyku sorunları görülür. Örneğin, sık sık uyanırlar ve uyandıktan sonra ağlama nöbetleri başlar, bir türlü sakinleştirilemezler. Bazı çocuklar da gecenin geç saatlerine kadar uyanık kalır ve uyumamak için direnirler. Anne babanın yatağı dışında başka yerde uyumayan çocuklar, kendi odalarına götürüldüklerinde çığlıklarla tepki verirler. Gün ortasında yer ayırımı yapmaksızın, toprağın, betonun veya masanın üzerinde uyumaya çalışan çocuklara da rastlanır.
 
Otizmli çocuğun oyunlara olan ilgisi normal çocuklardan farklıdır. Grup oyunlarına katılmaz, yaşıtlarıyla oynamak istemez ama tek başına saatlerce oynayabilir. Oyuncaklara fazla ilgi duymaz, amaçsızca ve aynı oyuncakla uzun süre sıkılmadan oynar. Oyuncağı elinden alındığında tepki gösterir ve oyuncaklarını başkasına vermez. Yaratıcı oyunları oynama yeteneği yoktur; oyunlarında hiçbir kurala rastlanmaz. İlerleyen yaşına rağmen oyunlarında bir gelişme görülmez. Çoğu kez evdeki eşyalara ilgi duyarak onlarla oynar, defalarca kapıyı açıp kapar, eşyaları birbirine vurarak ses çıkarır. Yerinde sallanma, ileri geri gidip gelme gibi anlamsız görünen stereo tipi hareketleri ve basmakalıp davranışları defalarca tekrarlar. Çamaşır makinesinin dönen kazanını ve dönen nesneleri saatlerce seyreder. Kimi otizmli çocuk sürekli olduğu yerde otururken, kimisi de aşırı hareket halindedir.
 
Yaklaşık yüzde onunda üstün yeteneklere rastlanır; fakat bu yetenekleri bir alanla sınırlı kalır. Örneğin, kimi çok güçlü bir hafızaya sahiptir ve duyduğu her şeyi kaydeder, kimi çok karmaşık matematik problemlerini çözer, kimi bir defa gördüğü bir manzarayı en ince ayrıntısına kadar resimleyebilir.  
 
Yaptığı şeyler genelde aynıdır. Odasındaki eşyaların yerlerini ayrıntılı olarak bilir ve adeta hafızasında odanın bir fotoğrafını bulundurur; yerinde olmayan bir eşyayı hemen fark eder. Değişimden nefret edecek kadar aşırı bir titizliği vardır. En küçük bir değişikliği bile fark ederek hemen olumsuz tepkide bulunur. Yaşadığı ortamda yapılan bazı değişiklikler, öfke nöbeti geçirmesine ve saldırgan davranışlar göstermesine yol açabilir. Bu çocukların ruhsal hastalıklara yakalanma olasılıkları, diğer çocuklara oranla yüksektir. Başta depresyon olmak üzere panik atak, mani, obsesif kompülsif bozukluğu gibi hastalıklara yakalanırlar. Yaklaşık yüzde 40’ında başta epilepsi olmak üzere çeşitli nörolojik sorunlar görülür.
 
Otizmli çocuklar, çevresinde yaşayan insanlara birçok yönden rahatsızlık verebilirler. Rahatsız edici davranışlar; saldırganlık, kendine zarar verme, inatçılık, öfke nöbetleri, uyku ve yemekle ilgili sorunlar, tuvalet, cinsellik ve temizlik sorunları ve tekrarlayıcı hareketler olarak sıralanabilir.
 
Otizmli çocukların bedensel gelişimlerinde ve dış görünüşlerinde herhangi bir anormallik görülmez, hatta oldukça sevimli görünürler; fakat motor becerilerinde normal çocuklara göre gecikmeler olur. Oturma, emekleme ve yürüme becerilerini normalden geç kazanırlar.
 
Konuşmayla beraber, ağız ve ağız çevresindeki kaslarda hareketlilik olur, aynı hareketlilik çiğneme sırasında da gerçekleşir.

Otizmli çocukta konuşma görülmediği için ağız kasları yeterince gelişmez. Ayrıca ağız kaslarının gelişimini büyük oranda sağlayan çiğneme hareketi de birçok çocukta görülmez; çünkü bu çocukların bir bölümü çiğnemeyi gerektiren taneli yiyecekleri yiyemezler. İleriki yaşlarda konuşmaya başladıklarında veya konuşmaya zorlandıklarında, kısa kelimeleri zor anlaşılır biçimde söyledikleri, uzun kelimeleri de söyleyemedikleri görülmektedir.
 
Koşma, yürüme ve topa vurma gibi büyük motor becerilerde sağlıklı bir çocuk gibi davranırlar. Ancak ağır düzeyde olan bazı çocukların farklı bir görünüm sergiledikleri görülür. Örneğin, ya çok hızlı ya da çok yavaş yürür, kimi hafif yan yürürken, kimi de öne doğru eğik yürür. Kimi yaşamının ilk yıllarında, kimi de yaşam boyu ayakuçlarına basarak yürür; ancak bu yürüyüş biçimi çok nadir görülür. Bir kısmı, yürürken ve koşarken kollarını çapraz sallamayı beceremez veya çok geç öğrenir. Çocukların bir bölümü de tutarsız kas becerilerine sahiptir. Örneğin, çok iyi yürüyen ve koşan çocuk merdivenleri iyi çıkamaz ve zıplayamaz, güzel yazı yazan çocuk iri boncukları bile ipe geçiremez, el becerilerinde başarılı iken düzgün yürüyemez vb.
 
Otizmli çocuklar, seslere karşı farklı tepkiler vermelerine karşın, genel olarak tepkisizdirler. Öyle ki, bebeklik döneminde sese karşı tepkisizliklerinden dolayı, ana baba çocuğun işitme engelli olduğunu düşünür ve çocuğu doktora götürür. Yapılan testlerde işitmesinde herhangi bir sorun olmadığı görülür. Çocukluk döneminde de seslere karşı duyarsızlıkları devam eder. İsmi defalarca söylendiği halde dönüp bakmaz. Yanı başında bomba bile patlasa bir şey olmamış gibi tepkisiz durur. Yüksek sesler karşısında kulaklarını kapatan çocuklar da vardır.  
 
Otizmli çocukta bebeklikten itibaren göz teması ya çok az görülür ya da hiç görülmez. Çocuk büyüdükçe göz teması süresi artar; ancak istenilen sürede değildir. Normal bir çocuk uzun süre karşısındaki kişinin gözlerine bakarken, otizmli çocuk bakışlarını hemen kaçırır. Çevresindeki hareketsiz nesnelere ve insanların yüzüne bakmaz. Birçok otizmli çocuk göz teması kurar; ama bakışlarında boşluk ve manasızlık vardır. Sanki karşısındaki kişi saydam bir nesneymiş gibi uzaklara bakar. İnsanların olduğu bir ortama girdiğinde, kimseyi görmüyormuş gibi davranır. Çamaşır makinesinin kazanı gibi dönen ve jelâtin gibi parlak cisimlere uzun süre bakabilir. Bazı otizmli çocukların, güneşli havada dışarı çıktıklarında şiddetli ışıkta rahatsız olup gözlerini kapadıkları görülür.
 
Normal bebek dördüncü, beşinci aylarda kucaklama hareketi yaparken, otizmli bebek bu hareketi yapamaz ve zaman zaman kucağa alınmaktan hoşlanmadığını belirten davranışlar sergiler. Büyüdükçe dokunulmaya ve kucağa alınmaya karşı daha da hassaslaşır. Kucağa alındığında çığlıklarla ve çeşitli el kol hareketleriyle tepki verir. Bir kısım otizmli çocuk ise, normal çocuklar gibi dokunulmaktan ve kucağa alınmaktan hoşlanır. Beden temasından büyük haz alır. Kimi de dokunulmaktan rahatsız olur; ama sıkı sarılmalardan hoşlanır. Normal bebek, çevresini tanımak için görebildiği ve uzanabildiği her şeyi alıp incelerken, otizmli çocuk sadece belirli bazı nesnelerle oynamayı tercih eder.
 
Kimi otizmli çocuk suyla oynamayı severken, kimi suya dokunmaktan korkar. Sıcağı ve soğuğu hissetmeyen otizmliler olduğu gibi, sıcağa ve soğuğa karşı aşırı duyarlı olanlar da vardır. Devamlı kulaklarına vurma, avuçlarını yalama, vücutlarının herhangi bir yerini okşama ve ovma gibi hareketler de görülebilir.  
 
Çocuk, ağlamasını gerektirecek bir sebep olmaksızın ağlayabilir. Kimi çocuk ise, durduk yerde tebessüm edebilir veya kahkahalarla gülebilir. Nedensiz gülme ve ağlamaların, çocukların bulundukları durumu ve ortamı değerlendiremediklerinden kaynakladığı tahmin edilmektedir.
 
Asıl korkulması gereken tehlikelerden korkmazlar; ama korkulmaması gereken birçok durum veya nesneden korkabilirler. Yükseklik, ateş ve trafik gibi gerçek tehlikelere karşı korku duymazlar. Örneğin, yüksek binaların pencere kenarlarında gezerler, pencereden vücutlarını sarkıtırlar, gelen arabalara aldırmadan yola girerler, yanan sobaya dokunurlar, ocak üzerindeki kaynar suyu alırlar vb.

Kimi çocuk kuş, kedi, köpek ve diğer hayvanlardan korkar, kimi çocuk ise karanlıktan, odasında yalnız kalmaktan, merdivenden inmekten ve salıncaktan korkar. Birçok otizmli çocukta da tutarsız korkular oluşur. Otizmli çocukların korkuları yaş ilerlemesiyle birlikte değişiklik gösterir; bazı korkular yok olurken, bazı korkuların yerini de başka korkular alır. Tehlikelere karşı zamanla duyarlı olmaya başlarlar.
Otizmli çocuklarda tipik özellikler dışında, birbirine karşıt olan karakteristik davranış özellikleri de mevcuttur. Otizmli çocukların tanımlanması bireyselliğe indirgendiğinde, iki çocuğun davranışları arasında zıtlıklara rastlamak olasıdır. Davranış özellikleri detaylı olarak açıklandığında, birbirinin tam karşıtı olan pek çok davranış görülür. Otizmli bir çocukta görünen bir davranışın yerini, karşıtı olan yeni bir davranış alabilir. Örneğin, dokunulmaktan ve sarılmaktan hoşlanmayan ve bu tür etkilere şiddetle tepki veren bir çocuk, bir süre sonra sarılmaya ve okşanmaya karşı olumlu tepkiler verebilir.
 
Otizmin en çok karşılaşılan belirtilerden biri, konuşmanın olmayışı ve var olan konuşmanın da iletişime yönelik olmayışıdır. Sağlıklı bebeklerde görülen konuşma evreleri otizmli çocuklarda ya çok az görülür ya da görülmez. Bazı çocukların belli bir döneme kadar konuştukları, ancak sonradan konuşmalarının kesildiği ve öğrendikleri kelimeleri unuttukları görülmüştür. Otizmli çocukların yaklaşık yüzde 25-30’u yaşamları boyunca hiç konuşmazlar. Bir bölümünün konuşması sadece birkaç kelimeyle sınırlı kalmaktadır. Zihinsel performansları normal sınırlarda olan çocuklar, 6-7 yaşından sonra belli bir sayıda kelime öğrenebilirler. Kimi çocuklarda yaşamının herhangi bir döneminde, 10 veya 20 yaşından sonra birkaç kelime görülebilir. Çok nadir çocukta ise, seçici konuşma görülür; çocuk ailede sadece biriyle sınırlı konuşma yapar. Dil gelişimi yeterli olan çocukların çoğu, konuşmayı iletişim amaçlı kullanamaz.
 
Konuşma becerisi kazanmayan otizmli çocukların birçoğu, belli bir döneme kadar isteklerini bağırarak, ağlayarak ve tepinerek belirtirler, daha sonra bir şey istedikleri zaman büyük birinin elinden tutarak ve el kol hareketleriyle anlatma becerisi geliştirirler. Örneğin, kapının açılmasını istediği zaman, yanında bulunan birinin elinden tutarak kapıya doğru götürür ve elini kapının koluna doğru uzatır. Çocukların bir bölümü isteklerini belirtmeyi beceremez; özellikle zihinsel performansları çok düşük olan ve otizmin belirtilerini yoğun olarak taşıyan çocuklar, tuvalet ihtiyacını ve acıktığını hiçbir biçimde belirtemez. Bu nedenle altına yapar ve yerde, çöpte ve başkasının elinde gördüğü yiyeceği alıp yer.  
 
Konuşma becerisi olan çocuklar, uzun ve kurallı cümleler kuramaz ve dili paylaşım amaçlı kullanamazlar. Belli bir konu üzerinde fazla durmazlar ve sohbet amaçlı konuşmayı başlatma becerileri yoktur. Konuşmalarında tonlama ve duygu görülmez, ses tonları normalden farklı ve sabit bir şiddette çıkar. Konuşmanın ritminde bir bozukluk olduğu hemen fark edilir.
 
Otizmli çocukların temel sorunlarından biri de iletişim yetersizliğidir. Bu çocuklarda ifade edici dilin olmayışı iletişim sorunlarına yol açmaktadır. İletişim becerilerinin öğretilmesi durumunda, sosyal uyum becerilerinde ciddi düzelmeler görülebilir. Sözel iletişim becerileri olmayan çocuklar için fotoğraflar, bilgisayar sistemleri gibi alternatif iletişim teknikleri geliştirilmiştir. Başlıcaları işaret dili, destekli iletişim, PECS ve bilgisayar programlarıdır.
 
Ekolali, kavramları karıştırma, gramer bozuklukları, telaffuz bozuklukları, konuşmaları anlamama ve soyut kavramları anlamama gibi konuşma ve iletişim problemleri vardır.
 
Ekolali, çocuğun duyduklarını aynı ses tonuyla tekrar etmesidir. Örneğin, “Adın ne?” diye sorulduğunda çocuk, “Adın ne? diye karşılık verir, “Günaydın Yunus” denildiğinde, o da “Günaydın Yunus” diye aynı cümleyi tekrarlar.   
 
Zamirleri yanlış kullanma ve zamirleri öğrenememe otizmli çocuklarda yaygındır. Birbiriyle ilişkili kavramları sık sık karıştırır ve birbirine yakın olan kavramları kullanırken yanlışlar yaparlar. Sağ-sol, aşağı-yukarı, ön-arka vb karşıt kavramları anlamada zorluk çekerler.
 
Otizmli çocuklar gramer kurallarını pek kullanmaz ve gramerin yapı taşları niteliğinde olan edat, bağlaç, zamir ve ekleri ya kullanmaz ya da yanlış yerlerde kullanırlar. Düzgün ve kurallı cümleler kuramazlar. İki ve üç kelimelik cümleler dışında uzun cümleler oluşturamazlar.
 
Otizmli çocuklarda soyut kavramları anlama ya hiç gelişmez ya da çok az gelişir. Onlar, her şeyi somut olarak algılarlar. Her kelimenin, her olayın sadece somut olan kısmını anlarlar. Kelimelerin mecaz anlamlarını ve deyimleri anlamada ciddi zorluklar yaşarlar. Sadece hissedebildikleri soyut kavramları anlarlar; bu da yalnızca zihinsel kapasitesi yüksek olanlar için geçerlidir. Ayrıca zamanı kavrayamamakta, şaka ve esprileri anlamamaktadırlar. Bu nedenle şaka yapmazlar ve başkalarını güldürmek amacıyla komik davranışlar sergilemezler.
 
Sosyal uyum güçlüğü, otizmli çocukların temel sorunlarının başında yer alır. Göz teması kurmama, insanlara ilgi duymama, seslere tepkisiz kalma, duygusal yakınlaşmadan ve fiziksel temastan kaçınma, oyun oynamama ve sosyal kurallara uymama gibi özellikler, otizmli çocuklardaki sosyal yetersizliğin birer göstergesidir.
 
Otizmli çocukta öğrenme motivasyonu olmadığı için, sosyal beceriler edinemez. Birçok otizmli çocuk, sahip olduğu becerileri nerede ve ne zaman kullanacağını bilmez. Ayrıca beceriyi gerçekleştirme isteği de çocukta bulunmaz. Sosyal yetersizlik, çocuğun iletişim ve akademik becerilerinin gelişmesini de olumsuz etkilemektedir.
 
Otizmli çocuklarda, yaklaşık % 10 oranında üstün yetenekler görülür. Fakat yetenekler birbirinden bağımsızdır. Örneğin, okuduğu bir kitabı olduğu gibi hafızasına alan çocuk, iletişim kurmak için bir cümle bile kuramayabilir. Buse, duyduğu her şarkıyı melodisiyle birlikte ezberler ve şarkı repertuarı yüzlerce şarkıdan oluşur; ama iletişim amaçlı basit bir cümle kuramaz. Çok karmaşık matematik problemleri çözen çocuk, matematik dışında diğer yeteneklerini kullanamaz. İki üç yaşında okumaya başlayan çocuk, okuduğunu anlayamaz.
 
Bazı üstün yetenekli otizmli çocuklar, bu yeteneklerini takıntılı bir biçimde kullanırlar. Örneğin, üstün ezber yeteneği olan çocuklar, ya araba plakalarını ya hava raporlarını ya da telefon numaralarını ezberlerler. Kimi bir hayvan türü veya bir araba markasıyla ilgilenir ve bütün zamanını takıntılı olduğu konuyla ilgili araştırmalar yapmakla geçirir. Üstün yetenekli otizmli çocuklar, eğitimle ve yaşın ilerlemesiyle, diğer yeteneklerini kullanabilirler ve birçoğu normale yakın bir düzeye gelebilmektedir.
 

Olayları da anlamakta zorluk çekerler; çünkü olayları bir bütünlük içinde yaşamazlar, bir olayı parça parça yaşıyormuş gibi algılarlar. Olayların meydana geliş aşamaları karmaşık olduğundan dolayı anlama güçlüğü yaşarlar. Olayları sebep sonuç ilişkisi içinde değerlendirme ve bağlantı kurma yetenekleri çok sınırlıdır. Bir deneyimi, başka bir deneyimle bağdaştırmada güçlük yaşarlar. Sağlıklı bir çocuk, bir olayı farklı açılardan görüp değerlendirebilir; ama otizmli çocukların olayları analiz edebilme yetileri çok azdır.

Öğrendikleri bir yaşantıyı farklı ortamlara taşıyamama sorunları vardır. Eski bilgilerini yeni öğrendikleri bilgilerle ilişkilendiremezler. Birbiriyle bağlanması gereken zincirleme düşünce ve/veya olaylar arasında ilgi kurma yetileri sınırlıdır. Belirli koşullar altında ve bir ortamda gerçekleşen olayları aynı koşullar ve aynı ortamla sınırlandırırlar; aynı koşullar altında gerçekleşen olayın ortamı değiştirildiğinde, sonucunu tahmin etmede zorluk yaşarlar.
 
Otizmli çocuk, uyaranlara karşı oldukça hassastır. Bir konuya veya duruma yoğunlaşmakta sorun yaşar. Dışarıdan gelebilecek işitsel veya görsel uyaran dikkatinin dağılmasına yol açabilir. Bazen herhangi dışsal bir uyaran olmadan da konudan kopabilir; kimi donuk bakışlarla boşluğa bakar, kimi de başını öne eğerek hareketsiz durur. Ağır düzeyde olan çocukların dikkat süreleri yok denilecek kadar azdır; istekleri dışında dikkatlerini herhangi bir şeye çekmek çok zordur. Yoğun ve sürekli bir eğitimle dikkat sürelerini uzatmak mümkündür.
 
Bazı çocukların çok sınırlı ilgi alanları vardır. İlgi duydukları alana karşı son derece hassaslaşırlar. İlgileri sınırlı olduğu için, bir konunun bütünüyle ilgilenmez; sadece ilgi duydukları detaya takılıp kalırlar. Saç takıntısı olan çocuk, insanlarla bir araya geldiği zaman bütün ilgisini saçlara yöneltir. Birçok çocuk, belirli nesnelere bağlanır ve takıntılı olduğu nesneyi devamlı yanında taşır. Düzen takıntısı olan otizmliler, çevrelerindeki her şeyin düzenli olmasını isterler. Eğri duran sandalyeyi, yana doğru hafif kaymış halıyı düzeltirler.
 
Birçok eylemi her gün rutin olarak tekrar eder ve belirli bir düzeni korumak için çaba gösterirler. Yeni şeyler denemekten kaçınır ve yeni davranışların öğretilmesine karşı koyarlar. Yeniliklere korkuyla yaklaşırlar.
 
Bazı anlamsız davranışları durmadan tekrar eden otizmli çocuklar vardır. Davranış takıntıları değişik biçimlerde görülebilir ve çocukluk döneminde oldukça yoğundur; büyümeye paralel olarak davranış takıntılarında azalma ve sönme görülür. Tekrarlayıcı davranışlar, Asperger sendromlu çocuklarda daha çok görülür; fakat bu davranışlar abartılı olmadığı için pek fark edilmez.
 
Otizme birden fazla genin yol açtığı varsayılmaktadır; fakat bu genler bulunabilmiş değildir. Son zamanlarda üzerinde durulan görüş, otizme genetik etkenlerin yol açtığı ve araştırmaların bu yönde yoğunlaşması gerektiğidir. Fakat bu görüşü kabul etmeyen bilim adamı sayısı oldukça fazladır. Genetik alandaki araştırmalar hâlâ devam etmektedir. Eğer otizme genetik etkenlerin yol açtığı kanıtlanırsa, bir çocuğun otizmli olup olmayacağı, daha anne karnındayken öğrenilecek ve çeşitli ilaçlarla tedavi çalışmaları yapılacak veya gebeliğin sonlandırılması gibi tedbirler alınabilecektir.
 
Otizme çevresel etkenlerin de yol açabileceği düşünülmektedir. Çevresel etkenlerin otizme yol açtığına kanıt olarak, tek yumurta ikizlerinden birinin otizmli, diğerinin sağlıklı doğması gösterilmektedir. Ayrıca otizmli çocukların bir kısmının geçmişinde beyin zedelenmesinin olduğu belirtilmiştir. Son zamanlarda bazı aşıların ve çeşitli gıdaların otizme yol açtığı iddia edildiyse, bilimsel çalışmalar bu tür iddiaları yalanlamıştır.
 
Gebelikte, doğum sırasında ve doğumdan sonra yaşanan bazı olumsuzlukların otizme yol açtığını iddia eden uzmanlar da bulunmaktadır. Genetik olarak otizme yatkınlığı olan çocukların doğum sırasında beynine oksijen gitmemesi ve doğum sonrasında hafif beyin travması geçirmelerinin otizme yol açtığı vurgulanmaktadır. Fakat bütün bunları kanıtlayacak yeterli veri bulunmamaktadır.
 
Son zamanlarda bazı virüs ve hastalıkların otizme yol açtığı kanıtlanmıştır: Anne karnında maruz kalınan kızamıkçık virüsü, beyinde herpes virüsü, epilepsi ve fragile X vb. Bunların yanında otizme yol açtığı tahmin edilen daha birçok hastalıktan söz edilmektedir. Kimi uzmana göre otizm tek bir nedenden kaynaklanmadığı gibi, otizme yol açan bir hastalık veya virüsün görüldüğü her birey de otizmli olmaz.
 



İlginizi Çekebilecek Diğer Konular
Aynı Kategorideki Diğer Konular
Yorumlar
Kayıt bulunamadı.
Kategoriler
> Üye Girisi
"Hamileliğinizi ve doğum sonrası bebeğinizin gelişimini hafta hafta takip etmek için ücretsiz üye olun"