
İstatistiklere göre ülkemizde kadına yönelik şiddetin çok büyük bir bölümü aile içinde yaşanmaktadır. Ailenin Korunması Hakkında kanun çıkarılmadan önce, konu Ceza Kanunu’nun genel hükümleri kapsamında değerlendirilmekte, bu durum da birçok sıkıntıya yol açmaktaydı. Aile yaşamı, yapısı gereği özel alan kabul edildiği için, bu alan içerisinde yaşanan şiddetin tespiti çoğu zaman mümkün olmamaktaydı. Ceza Kanunu’nda yer alan genel şiddet hükümlerinin aile içi şiddet olaylarına uygulanması ise şiddetin ortadan kaldırılması konusunda yetersiz kalmaktaydı. Bu konu hakkında özel bir düzenleme yapılması ihtiyacı üzerine 17 Ocak 1998 yılında Ailenin Korunması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu kanun, aile üyelerine, ailenin diğer bir üyesi tarafından şiddet uygulanması halinde bir takım özel tedbirler alınmasını içermektedir. Bunlar arasında; şiddet uygulayan aile üyesini birlikte oturulan mekandan uzaklaştırma, şiddeti uygulayan kişinin şiddet ve tehdit aracı olarak kullanabileceği düşüncesiyle sahip olduğu silahları yetkililere teslim etmesi, şiddet uygulayan kişinin ailenin diğer bireylerinin geçimi için "tedbir nafakası" vermesi, aile üyelerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi, aile üyelerinin eşyalarına zarar vermemesi gibi tedbirler mevcuttur. Bu tedbirlere uyulmaması halinde 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası öngörülmüştür. Şiddet mağdurları bizzat şikayette bulunabilecekleri gibi, bu şiddete tanık olan veya şiddetten haberi olan kişilerin başvuruları üzerine veya polisin doğrudan harekete geçmesi üzerine de bu kanun uygulanabilmektedir. Bu kanuna göre verilecek tedbirler 6 ayı geçemez.